Makers Consulting ekibi olarak şu ana kadar 10’dan fazla sektörde 40’dan fazla inovasyon ve kurum içi girişimcilik programı yürüttük. B
Makers Consulting ekibi olarak şu ana kadar 10’dan fazla sektörde 40’dan fazla inovasyon ve kurum içi girişimcilik programı yürüttük. Bazılarında çok bariz şekilde istenilen çıktılara ulaşırken seçili birkaç istenilen çıktılara ulaşma konusunda bazı sorunlar yaşadık. Aradaki farkın hangi etkenlerden kaynaklandığını öğrenmek için hem katılımcılarla hem organizatör ekiplerle konuştuk, dünya genelindeki en iyi örneklere baktık, raporlar ve araştırmalar okuduk. Bu kapsamda başarılı programları amacına ulaşma konusunda sorunlar yaşanan programlardan ayıran altı kritik bulgu öne çıktı.
Belki de karşılaştığımız en büyük sorun, programlarda problem yerine ‘çözüm’ öncelikli düşünülmesi oldu. Katılımcılara Tasarım Odaklı Düşünme çerçevesinde bir “Nasıl Yaparız?” (How Might We?) sorusu verilmesi ve bu konudaki birçok muhtemel çözümü keşfetmesini sağlamak yerine; daha önce belki denenmiş, geliştirilmeye niyetlenilmiş veya yönetim kadrosundan istenildiği gibi ilerlemeyen bir proje talebinin geliştirilmesi öngörülebiliyor. Bu yaklaşım katılımcıların konuyu ve projeyi sahiplenmesini engellerken aynı zamanda yaratıcılığın, keşif mentalitesinin ve esnekliğin önüne geçiyor. Girişimcilik ve inovasyon yaklaşımları benimsenemiyor, pratik edilemiyor ve genellikle istenilen sonuca ulaşmada ciddi bir bariyer oluyor.
Programda gündeme alınacak konuların stratejik odak alanları ile birebir uyumlu olmasını isteriz: örneğin sürdürülebilirlik şirketiniz için önemliyse programda “Sürdürülebilirliği nasıl benimseyebiliriz?” konusunu, dijitalleşmeyi merkeze almak önemliyse “Müşteriye dönük süreçlerimizi nasıl dijitalleştirebiliriz?” gibi sorular uygun olacaktır. Bu şekilde hem gidilmek istenen sonuç belli olacak (sürdürülebilirlik, dijitalleşme) hem de oraya nasıl gidileceği konusunda esneklik sağlanmış olunacaktır.
Birinci faktörle de bağlantılı olarak, birçok çıktı alınamayan programın ortak noktası da takımların oluşturulma sürecindeki seçimler olarak karşımıza çıkmaktadır. Takımlar kendi iç motivasyonu yerine yöneticilerinin ataması ile geldiği zaman, programlar katılımcılar nezdinde yük olarak görülüyor, sıradan işlerine devam ederken bir de üstüne inovasyon programı ekleniyor hatta üstüne de ekiplere ekstra zaman veya kaynak tahsis edilmediyse, katılımcıların motivasyonu iyice düşüyor ve program öncelik listesinde son sıraya yerleşiyor. Ayrıca, iş biriminin yıllardır anlamlı ilerleme kaydedemediği, sürüncemede kalmış bir projesi program gündemine alındıysa, katılımcılar benzer arkaplanlara sahip ve aynı birimde çalışanlardan oluşabiliyor.
Bizim inovasyonda istediğimiz ise tam tersidir: çapraz fonksiyonel, farklı kıdemlerde ve değişik arkaplanlara sahip olan, konu üzerinde çalışmak için gönüllü ve iç motivasyonu yüksek olan takımlar; her zaman daha yüksek performans göstermektedir. Hele Hacker (teknoloji uzmanı), Hipster (müşteri ve tasarım uzmanı) ve Hustler (iş modeli uzmanı) üçlemesi tamamlanırsa başarı kaçınılmazdır!
Çeşitli programlarımızda kurumların belirli bir tema üzerinde durmasına karşılık (örn: yapay zeka veya müşteri deneyimi) katılımcılara bu temalarla ilgili yeterli destekleyici materyal verilmediğine şahit olduk. Programın özel bir teması olmasa dahi katılımcıların daha çeşitli, yaratıcı ve inovatif çözümler üretmeleri için mutlaka yeni teknolojilerden ve girişimlerden haberdar olması gerekiyor. Ancak sadece farklı çözümlere ulaşmak asıl konumuz değil: üst yönetimin bu program ile ilgili vizyonunu katılımcılara aktarmak oldukça önemli. Programlara başlarken duyduğumuz birçok sorudan örnek verelim:
Bu gibi soruları cevaplamak aslında oldukça kolay. “İnovasyon Günü” gibi yarım günlük veya bir günlük etkinlikler, bir saatlik webinarlar, ilgili birim ve/veya danışmanın olduğu üst yönetim söyleşileri gibi birçok farklı yöntemle hem katılımcılar hem de yönetim hizalanabilir. Bunun yanı sıra mutlaka ilham alabilecekleri eğitimler düzenlemek, mümkünse İTÜ Çekirdek veya Startups.Watch gibi programların demo günlerine katılımcıları göndermek, sektördeki gelişmelere dair günlük küçük bilgiler sağlamak dahi faydalı olacaktır.
Programlar süresince, özellikle iç müşteri veya destek görüşmeleri sırasında en çok duyduğumuz sıkıntılardan birisi de kurum içerisinde takımların ne yapmaya çalıştığının anlaşılamaması ve bu nedenle de ekiplerin işlerininin beklemede kalması. Örneğin, bir ekibin bilişim teknolojileri ekibinden kısa bir destek alması lazım diyelim, belki de bir saatlik bir iş için. Ancak o bir saatlik iş sonraki haftaya kayıyor, önceliklerden dolayı üç gün daha erteleniyor ve hem bilişim teknolojileri hem de katılımcı ekip için bir yük haline geliyor. Hatta özellikle hukuk ve finans desteği gerekiyorsa genellikle destekten çok bir bariyer oluşturabiliyor. “Bu projeyi nasıl oldururuz?” yerine “Bu proje neden olmaz ve/veya olmamalı?” mentalitesi programlara negatif etkide bulunuyor.
Bunun için önerdiğimiz en etkili çözümlerden biri kurum içerisinde çeşitli inovasyon mentorlarının olduğu bir havuz oluşturulması. Bu mentorlar yüksek kıdemde, çeşitli inovasyon ve girişimcilik yaklaşımlarına hakim, üst yönetimin vizyonunu benimsemiş, kurumda uzun süredir çalışan ve en önemlisi yetkili kişiler olmalı. Takımlar bu mentorlardan hem gerektiği yerlerde geri bildirim ve fikir alabilir hem de iç müşterilere bağlı darboğazları aşmak için kullanabilir.
Zamanlama diğer faktörlere kıyasla daha önemsiz gibi algılansa da başarılı programlar için büyük önem arz etmektedir. İnovasyon ve kurum içi girişimcilik programlarının en büyük avantajlarından biri, normal düzende beş ayda yapacağınız bir projenin %80’ini beş haftada bitirmenizi sağlamasıdır. Bu yüzden kesintisiz ve önceliklendirilmiş bir çalışma süresi çok önemlidir. Eğer temponun yoğun olduğu dönemlerde (örn: sene kapanışı, bir elektronik firması için Kasım-Aralık ayları, bir dondurma firması için yaz mevsimi vb.) program yürütmeye çalışılırsa ve üst yönetimin de çok net önceliklendirme yönergeleri olmazsa, çalışanlar günlük işlerinden dolayı programa vakit ayıramayacaktır. Benzer şekilde eğer program çok fazla izin alınan yaz aylarında, fabrika tatili dönemlerinde, uzun bayram tatillerinde düzenlendiği takdirde de programa zaman ayrılması oldukça zor olabilmektedir. İdeal zamanlar şirkete ve sektöre bağlı olarak değişmesine karşılık genellikle en verimli programlar sonbahar ve ilkbahar aylarında gerçekleştirilmektedir.
Bütün bu beş faktörü etkileyen bir önemli gizli kahraman bulunmaktadır ki o da kurum kültürü ve çalışan deneyimidir. Eğer çalışanlarınız kuruma aidiyet hissedemiyorsa, işine ve takım arkadaşlarına yabancılaşmışsa, yeni şeyler denemekle ilgili kötü deneyimleri olduysa ve iç motivasyonu düşükse bütün diğer faktörler bir araya gelse dahi programdan alınan verim oldukça düşük olacaktır.
İnovasyon, çalışan deneyimi ile birebir paralel gitmektedir ve kanıtları da mevcuttur. Başarılı program yürüten kurumlar çalışanlarına ekstra zaman, ünvan koruma, başarılı ticarileşme sonrasında hisse veya kar payı gibi ödüller vermektedir. Google’ın yeni işlere %20 zaman ayırma kuralı sayesinde Gmail ortaya çıkmış ve sonrasında Google Drive ile birlikte şirketi en başarılı bulut hizmet sağlayıcılarından biri haline getirmiştir. Amazon, Amazon Web Services gibi bir başarı yakalamak için Fire Phone gibi milyonlarca dolarlık bir sürü başarısızlığa katlanmıştır. Bir sonraki yazımızda çalışan deneyimi ve inovasyon performansı arasındaki bağlantıya daha derinden göz atacağız.
Makers Consulting olarak her seviyedeki çalışanlar için, her seviyedeki çıktı talebine karşılık verebiliyoruz. Bu kısa bir workshop da olabilir, kurumunuz için gelir ve gideri etkileyecek bir ürün/servis geliştirme kurgusu da. Bize detayları aktarmanız durumunda size 48 saat içinde teklifimizi size iletiyoruz. Daha sonrasında ise birlikte etki yaratmaya başlıyoruz. Şimdi bize ulaşın.